Yolculuk

Evden çıkıp yola koyuluyoruz. Gideceğimiz yer uzak değil ama havanın sıcaklığı bizi bu yolculuğa çıkarken biraz zorluyor. Beş altı kilometre sonra yoldaki sarı levhanın bizi yönlendirmesi ile ana yoldan ayrılıyor ve yukarı doğru tırmanıyoruz. Yol gittikçe dikleşiyor. Yıllar önce Termosos’a çıkan yolda arabamın su kaynattığını anımsıyorum ama bu yol o kadar dik değil. Bir süre daha gittikten sonra arabamızı park ediyoruz , çünkü yolumuza yaya devam etmemiz gerekiyor. Yüksek ağaçların arasından geçerken ağustos böcekleri bize eşlik ediyor. Kendini hala hissettiren sıcaklığın ve dik yokuşun (bu da İskender’in Anadolu’da fethedemediği yerlerden biri olan Termossos kadar zor bir çıkış değil), etkisiyle yürüyüşümüz arada bir duraksamalarla bölünüyor. Ağaç gölgelerine saklanıp dinleniyoruz. Biraz daha yürüdükten sonra , nefes nefese kaldığımız bir anda önce bir yazılı levha daha sonra Zeus sunağını görüyoruz. Sunağın tepesine basamakları tırmanarak çıktığımız zaman Edremit körfezinin tümünü ayaklarımızın altında görüyoruz. Sanki hepimiz Truva savaşını buradan izleyen Zeus gibiyiz. Muhteşem tablonun ön tarafında masmavi bir deniz, karşıda Aristo’nun kenti Midilli, solumuzda Edremit’e uzanan kıyı şeridi ve arkamızda efsanelerle dolu, Afrodit’in geldiği söylenen, Kaz dağları. Tabloya can katan , orada bulunmanın varlığını hissettiren tertemiz hava ciğerimize doluyor ve yeşille mavi arasında mutluluğa kürek çekiyoruz. Geriye dönüyor, kısa bir yoldan sonra taş evleri ile ünlü köye uğruyor ve orada çayımızı içiyor anımızı mutluluğumuza meze yaparak dinleniyoruz.

Güzelliklere ulaşmak için bir şeyler yapmamız gerekiyor. Birincisi bunlara ulaşmamız için yol kat etmemiz, zorlukları aşmamız gerekiyor. İkincisi ise hep yukarı doğru tırmanmamız gerekiyor. (Hadi buna yüksekliğimizi değiştirmemiz gerekiyor diyelim çünkü deniz altında ya da yer altında da güzellikler var) .

Paris’in güzelliklerini tepeden hep bir arada görmeniz için Eyfel’ e çıkmanız orada kuyrukta bir saat beklemeniz gerekmiyor mu Granada ‘da Elhamra sarayının güzelliklerini görmeniz için ter dökmeniz , bahçelerin içinden şırıl şırıl su sesi dinleyerek tırmanmanız gerekmektedir. Efes’te, Aspendos’ta yılların anılarını taşıyan taşların üstünden yukarı doğru tırmanırsanız aşağıda şarkı söyleyen arkadaşınızın sesini duyar , muazzam akustiğin farkını anlar, muhteşem tiyatroları tepeden bir kral edasıyla seyredersiniz.

Dünyanın bir tanesi boğazı yakından görmeniz için oraya arabayla ya da yürüyerek gitmeniz gerekir ama İstanbul’un kıvrımlı mavi inci kolyesinin güzelliğini, biricikliğini, Hıdiv , Çamlıca ya da başka bir tepeye tırmandıktan sonra daha iyi anlarsınız. Ihlara vadisine önce inmeniz sonra orayı görmeniz daha sonra merdivenleri tırmanmanız gerekmiyor mu Cehennemi tepeden görebiliyorsunuz ama Cennet’ e doğru yeşillikler içinden aşağı doğru inmeniz, suların içinde yürümeniz kayaların içinde durup su sesini ve karanlığı dinlemeniz gerekir. Kommagenes krallığından kalan devasa insan başı heykelleri güneş doğuşunda görmeniz için gece yarısı yola çıkmanız, sonra uzun bir süre cipin sırtında tırmanmanız gerekir.

Bir dakika bir şeyi, unutmamamız gerekiyor. Her an bizim yanımızda olduğunu düşündüğümüz, çok değerli olduğunu bildiğimiz , ama bu değeri uygulamalarımızda pek de algıladığımız söylenemeyecek olan ve her an elimizden uçup giden, yenisi gelen , ama mutlaka bilinmeyen bir gelecekte (en azından bizim için) bitecek olan zaman.

Gerek doğada gerek sosyal olaylarda gerekse tüm ilişkilerde yani hayatın her anında gördüğümüz gibi her oluşum bir zaman içinde olmaktadır. Bunun için bir süre gereklidir. Ama varolan zorlukların yenilmesi, belirli aşamaların aşılması, gerekli adımların atılması, süreyi de tanımı içine alan bir süreçtir.

Sonuç bir doğal gelişim sürecinin bitiminde ortaya çıkar.

Ne ilk tanıştığınız kişi ile anında samimiyet kurup dost olabilirsiniz ne de tohumu attığınız günün ertesi günü hasat toplayabilirisiniz, ne de sizin çalışmanızı görmeden size zam verirler ya da müdür veya şef yaparlar.

Toplam kalite kavramı içinde ilk kez duyduğum kalite yolculuğu kavramını bir kez daha derinden düşününce yolculukla kastedilenin tüm süreç olduğunu anlıyorum.

Köyden dönüşte ana yola çıktığımızda Zeytin müzesi levhasını görünce durduk ve iki katlı taş binada özgün alet ve gereçler aracığı ile sergilenen ve olaya kendini ve zamanını adayan iki kişinin uzun bir uğraş sonucu oluşturdukları ve zeytinin serüvenini görsel biçimde görmemizi sağlayan müzeyi gezdik. Yetiştiği çevreyi parıldayan yaprakları ile yeşilin renk yelpazesi ile süsleyen ağaçlar, ( hatta kutsal ağaç ) ilk meyvesini dikildikten beş yıl sonra verirmiş. Zeytinyağı ise zeytinin önce çelik ya da taş merdanelerde ezilmesi , daha sonra da sıkılmasıyla elde edilirmiş. Sofralarda lezzetle kursağımıza gönderdiğimiz yeşil zeytin ile siyah zeytin arasındaki fark ise toplanma zamanı arasındaki farktan doğarmış. Erken toplananlar yeşil olurmuş.

Eve doğru gitmek için tekrar arabaya bindiğimizde radyoyu açtık ve müzik dinlemeye başladık. Bu bana bir kez daha bazı şeyler anımsattı. Bu müziği icra eden grup bu eseri bu hale getirmek için acaba ne kadar çalışmıştır Bestecisinin çabaları bir yana salt seslendirmek için ne kadar prova yapılmıştır. Zenginleştirmek ve düzenleme yapmak için kim bilir kaç kişi ,ne geceler ne saatler tüketmişlerdir

Tanju Okan Yolculuk adlı şarkısında “ haydi kalkın hep beraber gidiyoruz “ diyordu. Sevdiklerinizle beraber olmayan yolculuk ne işe yarar zaten Ortaya çıkan en iyi işler de bireysel çabalarla değil , aynı hedefe kitlenmiş insanların birlikte ürettikleri sonucu ortaya çıkmaz mı

Yüksekliğimizi değiştirmemiz , zorlukları aşmamız, sabırla zamanı çok iyi kullanmamız , eğer çok istiyorsak başarı, mutluluk veya tüm güzelliklere ulaşmamız dileğiyle.

RSS 2.0 feed. Yoruma Kapalı.

Yoruma Kapalı.