Ne ile Birlikte Yaşamaya Alıştınız?

Bazı sözler vardır, duyarız, sonra kullanmaya başlarız , ama pek fazla düşünmeyiz anlamı hakkında. Başlangıçta ya kelime düzeni ya ses uyumu hoşumuza gitmiştir , ardından içeriği de kabul edilmiştir . Benim dikkatimi çeken bu sözü ilk kez Büyük deprem sonrasında akıllarımızın karışmaya başladığı günlerde uzmanların insanları yatıştırmaya teşebbüs ettiği günlerde duymuştum, belki de farkına varmıştım desem daha doğru olacak. Işıkara hoca “ Depremle birlikte yaşamaya alışmalıyız” dediği zaman, bir çok kişi gibi ben de “ doğru söylüyor” diye kabullenmiş ve depremle yaşamaya alışmalıyız kalıbını benimsemiştim. Ama daha sonra biraz derin düşünmeye başlayınca, “ ne demek bu depremle yaşamaya alışmak” diye sormaya başlayınca işler biraz karıştı kafamla birlikte. Hemen sorular sormaya başladım.

Evimizin yıkılacağını bilmeye mi alışmalıyız.

Yatak ucuna bol kitap ve bir şişe su ve şeker koyup yatmaya mı alışmalıyız.

Arabanın bagajına yedek eşya ve hatta gıda ve tabii ki su şişeleri koymaya mı alışmalıyız.

Apartmanda, iş yerinde , okulda deprem tatbikatları yapmaya mı alışmalıyız.

Tedirgin yaşamaya mı alışmalıyız.

Evimizin inşaat kalitesini denetlettirmeye mi alışmalıyız.

Ev alırken deprem yönetmeliğine uygunluğunu araştırmaya mı alışmalıyız.

Tek başına yaşamaya mı alışmalıyız.

En az zararlısından en fecisine kadar bir çok şeye alışmamız gerektiğini söylüyorlardı uzmanlar herhalde. Alışkanlık deyince yaşamda kullandığımız kalıp davranışlar aklımıza geldiğine göre , eski kalıplardan vazgeçip yeni davranış kalıpları geliştirmemiz gerekiyordu anlaşılan. Bunlardan bir çoğunu yapmak biraz zor olsa da imkansız değildi, biraz kendimizi zorlardık olurdu. Ama sanki bu sözün arkasında başka şeyler de yatıyordu. Yani bazı şeylere alışmak yalnız davranış düzeyinde değil, düşünce düzeyinde de olmalıydı. Yani hayatta tek başına kalma, sevdiklerimizi yitirme ihtimali olduğuna göre bu düşünceyle yaşayabilmeliydik. Evimizin yıkılması, bir çok varlığımızı kaybetme olasılığının var olduğu düşüncesi de uzaklarda olmadan yaşamalıydık. Kullanma dilinde uygun gibi görünse de düşünce değişikliğine alışkanlık pek doğru bir kavram olmasa gerek. Bu daha derinlerde bir değişiklik gerektiriyor. Buna belki dünya görüşü belki yaşama yaklaşımımız veya bakışımız diyebilirsek de doğrusu bir paradigma değişikliği olsa gerek, alışkanlık değil. Yani “ deprem bize bir şey yapmaz “ paradigmasından “depremde bir çok şey kaybedebilirim” paradigmasına geçmemiz gerekiyor. Alışkanlıklar davranışların tekrarı ile oluşurlar. Davranışlar ise kişinin yaptığı tercihler sonucu oluşur. Tercih öncesi insanlar zihinlerinde düşünme süreci yaşarlar. Düşüncelerimizi geçmişte gördüklerimiz, yaşadıklarımız, öğrendiklerimiz doğrudan etkiler. Dünyayı anlamak ve yorumlamak için sahip olduğumuz düşünce kalıplarımız yani paradigmalarımız zihnimizin içinde bize yol gösterirler. Düşünce kalıplarımız geçmişimizde yaşadıklarımız sonucu oluşmuşturlar. Elde ettiğimiz sonuçlardan farklı sonuçlar elde etmek istiyorsak bu kalıpları kırmak daha hafif deyişi ile değiştirmek gerekir. İşte deprem ile yaşamaya alışmak sözünün altında yatan asıl anlam bu olsa gerek.

Bir gün doktora gittiğimi hatırlıyorum bel ağrısından şikayetle. Tetkikler ve muayene sonucunda bel fıtığı başlangıcında olduğum söylendi, yapacak bir şey yoktu bel fıtığı ile yaşmaya alışmalıydım. Sonra yüzümde beyazlıklar hasıl olduğunda gittiğim cilt mütehassısı bunun ne nedeninin ne de çaresinin bulunduğunu söyledi. “Vitiligo ile yaşamaya alışacaksın” dedi.

Sonra ben türetmeye başladım devamını, Bakın nelerle birlikte yaşamaya alışmamız gerekiyor

İstanbul’da trafik sıkışıklığı ile yaşamaya alışacaksın.

Enflasyon ile yaşamaya alışacaksın

Yöneticin ile çalışmaya alışacaksın.

Huysuz çalışanın ile yaşamaya alışacaksın.

Üst kattakilerin gürültü yapmasına alışacaksın.

Çeşitli alanlardaki konuları düşündükçe anladım ki aslında alışmamız gereken şeyler bizim ilgi alanımızda olan ama kolayca etkileyemediğimiz yani etki alanımızın dışındaki olaylar. Etkileyemediğimiz bir olayı değiştirme olanağımız da yoktur. O takdirde onunla birlikte yaşamayı kabul etmeliyiz. Bunların bir fiziksel alışkanlık olmadığını, son tahlilde bizi zorlayıp bazı alışkanlıklarımızı değiştirmemizi gerektirse de, bir paradigma değişikliği olduğu ortaya çıkmaktadır. Kendiniz fazla üzmemek için etki alanınızı iyice inceleyin bunun , bunu genişletebilirseniz genişletin ama genişletemiyorsanız, bu konudaki düşüncenizi paradigmanızı değiştirin.Bir zamanlar var olan bir radyo reklamı gibi yapın yani” Midenizi değil tencerenizi değiştirin”.

RSS 2.0 feed. Yoruma Kapalı.

Yoruma Kapalı.