At Hıyar Salatası Yemez
“Telefonu kim icat etmiştir?” desem bir çok kişi doğru yanıtı bildiğini düşünür ve bu sorunun çok basit olduğunu ima ederek dudak büker herhalde. Doğrusunu biliyorsanız tebrikler. Evet bir Alman telefonun mucidi. Adı Philipp Reis. Öteki şahısta çok önemli bir mucit ama Reis telefonu bulduğu zaman o henüz 14 yaşındaydı ve aralarında 2000 kilometreye yakın mesafe vardı.
26 Ekim 1861 önemli bir gündür Garnier Enstitüsünde Fizik öğretmeni olan Reis için. Çünkü o gün ses aktarımını sağlayan gerecin denemesi ve kanıtlaması yapılacaktır. Bir öğretmen arkadaşının anlattığına göre kayınbiraderi bir kitabı alır ve kitaptan bir şeyler okur telefona ve Reis bir bahçede toplanan kimselere, ki ellerinde o kitap vardır, telefondan duyduğunu açıkça söyler. Ama topluluktan itirazlar yükselir, “belki Reis kitabı ezbere biliyordur” derler. Bunun üzerine kayınbiraderi telefona saçma sapan sözler söyler. Dünya tarihinde bir telefona söylenen ilk söz “At hıyar salatası yemez”dir. Mucit bu sözleri tekrar eder ve topluluk o gün Reis’in icadının başarısını onaylar.
Telefonda ne kadar çok konuşuyoruz değil mi? Peki acaba biz de saçma sözler mi söylüyoruz, yoksa anlamlı şeylerden mi söz ediyoruz? Hadi anlamı ve içeriği bir tarafa bırakalım, düşünelim bakalım en çok hangi kelimeyi konuşuyoruz acaba? Tahminleriniz çok farklı olabilir. Ama yapılan bir araştırmaya göre (bir Amerikan telefon şirketi abonelerinden izin alarak yapmış bu araştırmayı) insanların en çok kullandığı sözcük “ ben”.
“Ben dedim ki”, ben diyorum ki”, “bence” , “ ben hemen…”, “ben sana…”, “benim …..”, “ben de”, “benim de”, ve birinci tekil şahsın onlarca türevi.
İsterseniz siz de dikkatli bir dinleyici olarak bir telefon görüşmesinde ya da bir toplantıda kulak kabartın insanların konuşmalarına ve sayın, insanlar ne kadar çok ben diyorlar ve kendilerinden söz ediyorlar. Aynı saptamayı yapacağınıza inanıyorum. Daha zor bir deneme yapmak isterseniz kendi söylemlerinize dikkat edin. Bakın bakalım ne kadar çok , yaptıklarınızdan, eserlerinizden ve yapacaklarınızdan söz ediyorsunuz. Kendinizi, kendinizden çokça söz ederken yakaladığınız anı tutun ve bırakmayın.
Nedense kendimizden söz etmeyi çok seviyoruz. Bunun nedenini belki biliyoruz, belki bilmiyoruz. Temelde yatan neden fark edilmek olmalı. Ya da dünyanın merkezi olduğumuzu bir kez de konuşma sırasında anımsatmak ve konuşmanın merkezine oturmaktır. İşin tuhaf tarafı diyalog dediğimiz zaman ikili konuşmayı kastederiz ama biraz dikkat ederseniz bu ikili konuşmalar, merkezi ben olan iki konuşmadır. Karşımızdakini anlamamız için onu dinlememiz gerektiğini biliriz ama bir çok şeyi iyi bilip uygulamaya sokmadığımız gibi konuşma sırasında da dinlemeyi unutur yanıt vermeye ve haklılığımızı kanıtlamaya çalışırız. Aslında karşımızdakini dinlemek ona değer vermek demektir. Egoistliği bir yere kadar anlarım,
“Ben en değerliyim” ya da “Ben kendimi senden daha değerli görüyorum” diye düşünmek yanlış değildir. Ancak eğer toplum içinde, insanlarla beraber yaşıyorsak onlara da değer verdiğimizi hissettirmek gerekir. Herşeyden önce temel düşüncemiz başkalarından farklı olmaksa gelin herkesin kullandığı kelimelerden vazgeçelim. Farklı olmak istiyorsak daha az ben diyelim. Biliyorum bu, çok enerji ve ciddi bir nefis terbiyesi gerektirir, ama kendinizi geliştirmek istiyorsanız bıçağınızı kadifede değil sert biley taşında bileylemelisiniz.
Eğer müşterilerinizle yaptığınız konuşmalarda siz ve çalışanlarınız kendilerinden söz ediyorlarsa, farklı olmanın faydalarını bilmelerine rağmen herkesin uyguladığı davranış kalıbına uyum sağlıyor olacaksınız.
Davranış kalıplarınızı kırmak , olumlu, sizi hedefinize götürecek alışkanlıklar elde etmek istiyorsanız yapacağınız ilk adımlardan birinin ne olduğunu biliyorsunuz. Siz zaten kendiniz için en iyinin ne olduğunu bilirsiniz.
Kendimiz için, karşımızdakilerle iyi anlaşabilmek için , yalnız anlamsız sözlerden vazgeçmek değil, anlamlı sözlerle, ilişkinin kendisini merkezde tutarak konuşmak gerekir.
Öte yandan bir başka soruyu daha düşünmemiz gerekir bu konuda. Sağduyu sahibi, aydın, gelişmeye açık kişiler bildikleri konularda konuşurlar. Bilmedikleri konularda ise biraz daha ihtiyatlı olurlar; ya az konuşurlar ya da hem az konuşup hem de çok soru sorarlar. Pekiyi, ya kendi hakkında çok konuşan bir insan kendisi hakkında neler biliyordur? Çok şey mi biliyordur? Bin yıllar önce bilge kişiler tarafından söylenen söz kendimizi tanımamızı öngörüyordu; bunca yıl içinde kendimizi tanıma yolunda ne kadar ilerledik acaba? Siz kendinizi ne kadar iyi tanıyorsunuz? Bunun için özel bir çaba sarfedenleri tenzih ederek , okuyucuları bu konuda önce düşünmeye sonra bir hamle yapmaya davet ediyorum. Kendiniz için bir yatırım yapın, çünkü en karlı yatırım aracı elinizde.
RSS 2.0 feed. Yoruma Kapalı.
