Ağustos Böcekleri Yargıtay’da

Ey avukatlar toplanın. Dünyanın tüm Ağustos böceklerinin haklarını savunma zamanı geldi. İnsan haklarını biliyorduk, zaten AT veya AB buna dikkat etmemizi istiyordu. Pek yakında hayvan haklarına da gereken önemi vermemizi mutlak isteyeceklerdir. Biz tüm dünyanın bir adım önüne geçelim ve Ağustos böceklerinin haklarını savunalım. Nereden mi çıktı bu Ağustos böceği olayı. Geçenlerde ilkokul dördüncü sınıfta okuyan oğlumun ders kitabında Ağustos böcekleri ile ilgili yazıyı okuyunca gerçeği öğrendim. Meğerse Ağustos böcekleri öyle cır cır ötüp keyif çatmazmış. Karıncalar çalışkan, ağustos böcekleri onların tersine tembel ve zevk-ü sefa düşkünü değillermiş. O çıkardıkları ses gariban hayvanların yumurtalarını sıcak tutmak, mevsim sonunda doğacak yavrularını yaşatabilmek için ağaç dallarına sürtünmeleri nedeniyle çıkardıklar sesmiş. Yani varlıklarını sürdürmek için yaptıkları bir faaliyet, bizim şarkı söyleyip eğlendiklerini sandığımız. İşin daha da acısı, Ağustos böcekleri kışın karıncalar sıcak yuvalarında yazın biriktirdiklerini yerken dışarıda soğuktan donmazlarmış. Çünkü o cır cır ötüp eğlendiğini sandığımız Ağustos böcekleri kışa kadar yaşamazlarmış. Bir mevsimlik ömürleri varmış. Olaya başka bir açıdan bakmaya çalışan Woody Allen karıncaların romatizmalarının azdığını, sağlıklı Ağustos böceklerinin ise onlara kışın alayla baktığı yazmıştı. Demek o da yanılmış.

Hepimiz yanılmışız. Bizi yanıltan La Fontaine’ni suçlamak kolay olur. O da bu gerçeği bilmiyordu demek ki; insanlara çalışmanın erdemini anlatmak üzere bir doğa olayını simgelemeye çalışırken, bilerek veya bilmeyerek biyolojik bir gerçeği çarpıtmıştı.

Hepimiz kim bilir yaşamımız süresince nelere inanıyoruz ve yanılıyoruz. Kendimizi yanılttığımız olaylar işin başında geliyor olmalı. “Ben derli toplu bir insanım” deriz kendimize ve alışkanlıklarımızı sürdürürüz, ama aradıklarımızı bulamadığımız veya çok değerli bir şeyi kaybettiğimiz zaman hiç kendi dağınıklığımızı aklımıza getirmeyiz. Ya da öyle alışmışızıdır ki kuaförümüze yıllardır ona gideriz. Saçımız dökülmeye başladığı zaman da “zaten babamın da tepesi açıktı” der avunuruz ama o çok sevdiğimiz kuaför arkadaşımızın kullandığı tarağın veya o mekanın hijyenik özelliklerinin bizim kelliğimize etki ettiğini düşünemeyiz. Çok güvendiğimiz başkan veya yöneticimizin veya abi diye bellediğimiz değerli büyüğümüzün bizi aldattığını söyleyenin üstüne yürürüz, ona konduramayız bazı şeyleri, ama takke düşüp gel görününce yanılgımızı kabullenemeyiz. Aslında o şahsın neler yapıp yapmadığından çok kendi yanılgımıza inanamadığımız veya yanılmayı kendimize yediremediğimiz için o kişileri korumaya devam ederiz.

Bazen de birileri bizi bilerek yanıltır. Toplum içinde yaşayanlara bir çok konu anlatılıyor, insanlar buna inanıyor ve davranışları bu inanca dayanarak şekilleniyor. Dışarıda olan bir olaya gösterdikleri tepki de tamamen bu konuda daha önce kendilerine söylenmiş olanlara dayanıyor. Yani kafamızın içindeki muazzam bilgisayara bir takım programlar dışarıdan yükleniyor. Biz bir konuda görüş bildirirken veya bir karar verirken veya bir eyleme kalkışırken hep daha önce kafamızın içinde varolan programlara danışıyoruz. Bilincimiz bilinçaltındaki programlara soruyor ve saniyeler bazen saliseler içinde karar veriyoruz veya konuşuyoruz. Peki kimler yüklüyor bu programları ya da paradigmaları. Annemiz babamız, öğretmenlerimiz, mahalledeki arkadaşlarımız, komşumuz, yöneticilerimiz, tuttuğumuz takım, patronumuz, büyüklerimiz bilerek veya bilmeyerek bilinçli bir şekilde veya bilinçsizce kafamıza bir şeyler sokuyorlar. Dünyayı anlamak ve gördüklerimize anlam verebilmek, çevremizde olan olayları tanımlayabilmek için ihtiyacımız olan paradigmaların tümüyle yanlış veya kötü olduğu söylenemez. Bizim yaşamımızı sürdürmemize yardımcı olan mutlaka doğru paradigmalar da vardır. (Paradigma konusunda daha ayrıntılı bilgiler için Thomas Kuhn ve Stephen Covey’i okumanızı tavsiye ederim.)

Şimdi düşünün bakalım davranışlarınızı yönlendiren hangi düşünce kalıpları size hükmetti şimdiye kadar geçmişte elde etmiş olduğunuz başarıları hangi davranışlar sonucu elde ettiniz. Düşünce ve duygularınızın farkında mıydınız? Peki düşünce ve duygularınıza yol açan paradigmalar neydi?

Ya sonucundan mutlu olmadığınız olaylar? Onlar için de aynı yolu sorgulayın bir kez de. İleride tekrar istemediğiniz sonuçlarla karşılaşmamak için eski paradigmalarınızı bir gözden geçirin bakalım.

Ağustos böceklerinin hakkını savunmak size geçmiş yanılgılarınızı anımsatır umarım.

RSS 2.0 feed. Yazıya Cevap ver ya da geri izle.

Yorum Bırak